İlginizi Çekebilir
Benin Gezi Rehberi1
  1. Ana Sayfa
  2. Coğrafya
  3. İç Anadolu Bölgesinin Tarihi kültürel yerleri

İç Anadolu Bölgesinin Tarihi kültürel yerleri

İç Anadolu Bölgesinin Tarihi kültürel yerleri

İç Anadolu Bölgesi, adından da anlaşılacağı gibi ismini coğrafik olarak ülkemizin ortasında bulunmasından almıştır. Ülke nüfusunun yaklaşık 15,5’i burada yaşar. Doğu Anadolu Bölgesi’nden sonra ikinci büyük bölgemizdir. Bu bölgemiz dört bölüme ayrılmıştır. Bunlar; Yukarı Kızılırmak Bölümü, Orta Kızılırmak Bölümü, Konya Bölümü, Orta Sakarya Bölümü’dür. Tuz Gölü ile Sakarya ve Kızılırmak gibi iki önemli nehir burada bulunur.

İklim olarak kara iklimi burada hâkimdir. Kışlar uzun ve sert, yazlar ise bazı yerlerde serin bazı yerlerde ise sıcak geçer. Yağışlar en çok ilkbahar ve kışın düşer. Bitki örtüsü ise genel itibariyle cılız otsu bitkilerdir. Tahıl üretimi bölgede önemli bir yere sahiptir. Buğday, arpa, yulaf, en önemli tarım ürünleridir. Şeker pancarı da bölgede yetiştirilen tarım ürünleri olup, az da sebze ve meyve üretimi de yapılmaktadır. Sakarya ve Kızılırmak civarı tarım için elverişli yerlerdir. Köylerde yaşayan nüfusun oranı hiç de küçümsenmeyecek derecededir. Nüfusun kalabalık olduğu yerler ise, Ankara, Konya, Eskişehir, Kırıkkale, Sivas, Kayseri, gibi gelişmiş ve büyükşehir unvanı almış yerler olup, endüstri ve sanayi de buralarda oldukça gelişmiştir. Uçak fabrikası, motor fabrikası, alüminyum fabrikası, şeker fabrikası, demir çelik fabrikası gibi önemli endüstri kuruluşları ile makine kimya endüstrisi ve buna bağlı silah sektörü de bu bölgede bulunmaktadır.

Gelişmekte olan bir bölgemiz olup, enerji üretiminde zengin bir potansiyele sahiptir. Hirfanlı ve Sarıyer gibi iki önemli barajı olup, bu barajlar enerji üretiminin kaynaklarıdır. Böyle önemli özelliklere sahip bir yer olan İç Anadolu Bölgesi önemli medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir yerdir. Alacahöyük’te, Hitit’lerin başkenti Hattuşaş bulunmaktadır. Ayrıca bölgede; Hattiler, Frigyalılar, Bizanslılar, Galatlar, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar gibi büyük medeniyetler yaşamıştır.

Hattiler; Hititlerle birlikte yaşamış olmalarına rağmen onlardan ayrı bir kavim olma özelliği vardır. M.Ö. 2500-1700 yılları arasında yaşamışlardır. Tarihi iyi bilmeyen kişiler Hatti’ler ile Hitit’lerin aynı kavim olduğunu zannetmektedir. Çok tanrılı bir inanca sahip bir kavimdir, Hatti’ler. Hattiler’de her şehrin bir tanrısı vardı. Hayatını kaybeden kişilerin yanında gömdükleri bazı eşyalar, onlarda, öldükten sonra tekrar dirilme inancının varlığını göstermektedir. Anaerkil bir millet olan Hatti’ler, savaşçı bir toplumdu. Konya-Karahöyük, Kayseri-Kültepe, Acemhöyük civarında bu kavmin izlerine rastlanmaktadır. Bu kavmin dili hakkında tam bilgi sahibi olunmamasına rağmen, ele geçen bazı tabletlerde Hattice diline vurgu yapıldığı rastlanmaktadır. Bu dilin şu anda var olan hiçbir dile benzemediği bilinmekte olup, kendine özgü bir dil olma özelliğine sahiptir. Sanatta kendilerine özgü tarzda eserler bırakmışlardır. Bu eserler, altın, bronz, gümüş, elektron, gibi madenler ile işlenmiştir. Vazolar, bezemeler, heykeller onların bıraktığı el işi sanat eserleridir. Bu el sanatları Kültepe keramiklerinde bariz bir şekilde görülmüştür.

Hititler; M.Ö.2000-1200 yıllarında yaşamışlardır. Anadolu’ya Kafkaslar’dan geldikleri tahmin edilmektedir. Gerçekleştirdikleri ilklerle bilinen Hititler, kurdukları demokrasi ile günümüzde kendilerinden söz ettirmişlerdir. Yönetim üstsoydan altsoya doğru geçerdi. Kurdukları meclis ile yönetilirlerdi. Bu meclis kralın aldığı kararları denetleme ve ret etme yetkisine sahipti. Üyeler fikirlerini açıkça söyleme yetkisine sahip olup, bu durum ileri bir demokrasinin varlığını göstermektedir. Bilinen tarihten bu güne kadar, varlığı kanıtlanmış en eski dillerden olan Hititçe bu medeniyet tarafından kullanılmıştır. Kabartma ve yazıtlarda hiyeroglif denen kabartma yazıtlar, bulunan eserlerdir. Çok tanrılı bir inanışa sahip olan Hititler, tanrılarının insan gibi yiyip içtiğine, giyindiğine, ruhsal bir varlık olduğuna inanırlardı. Tanrılarını en çok memnun eden kişilerin ödüllendirildiğine inanırlardı. Tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması M.Ö. 1274 yılında Ramses ve Mutavalli arasında yapılmıştır. Bu antlaşma Akadça olarak gümüş plakaların üzerine yazılmıştır. Gümüş plakaların üzerine kazınmış olan antlaşmanın asıl metni kayıp olup, Boğazköy’de, diğer bir nüshasına rastlanmış olup, bu nüsha İstanbul’daki müzelerde sergilenmektedir.

Frigyalılar; Kökenleri Balkanlara dayanan bu boy, Ege Göçleri ile Anadolu’ya gelmişlerdir. M.Ö. 725 yıllarından sonra Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da güçlü bir krallık kurmuş millettir, Frig’ler. El sanatlarında ileriye giden bu millet, maden ve ağaç işçiliğinde birçok faaliyet gerçekleştirmişlerdir. El işçiliğiyle tabak, kazan, iğne, oymalı mobilyalar gibi ürünler Helen’ler tarafından ilgiyle karşılanmıştır. Müzik alanındaki gelişmelerle de Helen’lere esinlik kaynağı olmuşlardır. Heredot ve Strabon’a göre Frig’ler, Avrupalı bir kavim olup, ilk isimleri Brigler’idi. Anadolu’da ilk siyasi birlikleri M.Ö. 750’li yıllarda başlar. Başk

kentleri Gordion’du. Eskişehir, Ankara, Sakarya, Afyon, Kütahya, Denizli civarında yaşamışlardır. Kendilerine özgü bir dilleri bulunan Frig’lerin yazıları tam olarak çözülememiştir. Fakat kayalarda ve el sanatlarındaki ürünlerinde birbirine benzeyen yazılardan, özgün bir yazılarının olduğu anlaşılmaktadır. Frigler, ölülerini kayalıklardaki mezarlara ve Tümülüslere (Yığma mezar tipleri) gömerlerdi. Ölü gömme tarzlarında, önceleri ölülerin yakılması gibi bir geleneğe sahip olmamalarına rağmen Yunanistan’dan etkilenmeleri üzerine, ölüleri yakmaya başlamışlardır.

Bizans’lılar;  Bizans İmparatorluğu, diğer adıyla Doğu Roma İmparatorluğu, başkenti Konstantinopolis’idi. Bu günkü İstanbul’un bulunduğu yer. 1000 yıla yakın bir süreliğine imparatorluk olarak var olan Bizanslılar, 1453 yılına kadar var olmuş, bu tarihte Osmanlılar ile savaşmalarından sonra yıkılmışlardır. Devletin dini Hristiyanlık olup, diğer dinler yasaklanmıştır. İmparatorluk var olduğu sürece toprakları zaman zaman azalmış ve genişlemiştir.”12. yüzyılda Konstantinopolis Avrupa’nın en zengin şehriydi,” denebilirdi.

Komnenos yıpranan imparatorluğu restore etti. Fakat 1204 yılında dördüncü haçlı seferleri sırasında ülke başkenti yağmalandı. Yunanlılar ve Latin Krallıklar arasında ülke bölüştürüldü. Böylelikle ülke büyük bir darbe almış oldu. İmparatorluk son yüzyıllarında birbiriyle çarpışan birkaç devletçikten ibaret olup, 15. yüzyıl boyunca imparatorluğun toprakları Osmanlılar tarafından aşama aşama fethedildi.

Gltlr; Önceleri Kelt ve Galler olarak tanınan Galatların gerçek yurtları Ren Nehri civarıydı. Batı Avrupa’nın yaşamış ilk kavimlerdendirler. Keltçe konuşan Galatlar, barbar ve savaşçı bir toplum olarak bilinirlerdi. İ.Ö. 7. yüzyılda tüm Avrupa’ya yayılmaya başlarlar. İtalya’nın Alp Dağları bölgeleri, Fransa, Portekiz gibi yerlerde yerleşmeye başladılar. Yaklaşık 10000’i silahlı olan 20000 kişilik bir grup İ.Ö. 277 yılında Balkanlar’dan oradan da İstanbul’u geçerek Anadolu’ya girdiler. Ege sahili boyunca yaklaşık 10 yıl buralarda düzensiz bir şekilde yaşadılar. İhtiyaçlarını karşılamak için şehirlere yağmalar düzenlediler. O zamanlarda Suriye Kralı ile savaşa girip savaştan yenilgi ile çıktılar. Yenik çıktıkları bu savaştan sonra onlar, Ankara, Yozgat Böyük Nefesköy, Yukarı Kızılırmak havzasına yerleşip yaşadılar. Onlar kültürel olarak dışarıya kapalı bir şekilde yaşadılar. İçe kapanık, kendi kültürlerini yaşadılar.

Roma İmparatorluğu; M.Ö. 1 yüzyılda Augustos önderliğinde kuruldu, Roma İmparatorluğu. Akdeniz ve çevresinde yaşayan Romalılar, 395 yılında Doğu ve Batı Roma olmak üzere ikiye ayrıldı. Batı Roma, Cermen saldırılarıyla 476 yılında yıkılmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu da 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almasıyla yıkılmıştır.

Selçuklular; Oğuzların Kınık boyundan olan hanedan, adını Oğuz Devletinin ordu komutanlarından olan Selçuk Bey’den alır. Büveyhlileri Maveraünnehir’de yenilgiye uğrattıktın sonra, Anadolu’ya gelip, Bizanslıları yenilgiye uğrattılar. Anadolu’nun kapısı Türk’lere açılmış oldu. Kutalmışoğulları 1071 Malazgirt zaferinin ardından kısa bir süre sonra Kuzey Batı Anadolu’nun büyük bir bölümüne hâkim olmuş, merkezi İznik olmak üzere yeni Selçuklu Devletinin temelleri atılmıştır. Bununla birlikte İstanbul’un Anadolu sahillerine Türkmenler yerleştirilmiş, boğazlar üzerinde hâkimiyet sağlanmıştı. Türkler ile Selçuklular birlikte Bizanslılar’a karşı koymuş fakat beklenmedik gelişmelerle Kutalmışoğulları’nın merkezi Konya’ya taşınmıştır.

Osmanlılar; Kuruluş devri 1299-1453 yılları arasını kapsamaktadır. Osmanlı’nın ilk hükümdarı Osman Gazi, devleti kurarken babasından devraldığı yönetim, sadece küçük bir aşiretin yöneticiliğiydi. Yetenekleri sayesinde bu aşireti büyütüp büyük bir devlet haline getirmesi büyük gayretler ve çalışmalar sonucunda olmuştur. Onun oğlu Orhan Gazi ise babasından aldığı ülkenin, ekonomik, askeri, siyasi birliğini yerine oturtmuştur. Çelebi Mehmet ise Osman Gazi’ye benzer rol üstlenmişti. Nasıl ki Osman Gazi devletin kurucusuydu, Çelebi Mehmet de Timur saldırılarına karşı devleti korumuş olması ve devletin devamını getirmesiyle, ikinci kurucu gibi gösterilmiştir. 1453 yılına kadar süren kuruluş devri, yetenekli, siyasi yapılı, otoriter, devletçi, padişahların varlığıyla vuku bulmuştur.

Yükselme dönemi; 1453-1683 yılları arasında olmuştur. İmparatorluk bu dönemde Kuzey Afrika’ya yayılarak tümüne hâkim olmuştur. Doğu Avrupa’nın bir kısmını alarak Viyana Kapıları’na dayanmıştır. Genişleme ve devletin zirve noktası ise 1453-1566 yılları arasında olmuştur. İstanbul’un fethi ile başlayan yükselme döneminde birkaç yıl içinde Yunanistan’ın büyük bölümü alındı. Rodos, Girit, Kıbrıs alınamayan yerler arasındaydı. Trabzon’un 1461 yılında alınmasıyla birlikte fethedilmemiş Rum Devleti kalmamış oldu. İkinci Mehmet İstanbul’un fethinden sonra,

Anadolu’ya yöneldi. Asya’daki sorunlar Avrupa’daki sorunlardan daha fazla rahatsız ediciydi. İran, Azerbaycan ve Ermenistan’da bulunan Akkoyunlular bir sorun haline gelmeye başlamıştı. Fatih bu sorunu çözmek için Akkoyunlular’la Otlukbeli Savaşında karşı karşıya geldi ve bu savaşta Akkoyunlu Padişahı Uzun Hasan, Fatih’e karşı yenilgiye uğradı. Birçok tarihçiye göre, Osmanlıların yükselme döneminde böyle geniş coğrafyalara ulaşmasının nedeni milletleşme olgusunun varlığıydı. Bu olguyla birçok millet, Osmanlı’nın egemenliğine girmek istemiş, Osmanlı’nın hoşgörü ortamından faydalanmak istemiştir. Etnik bazı milletler, kendi dinlerini yaşama imkânı bulmuştur. Kanuni’den sonra başa geçen padişahlar fazla bir etkinlik gösterememişlerdir. Padişahlar pasif kalınca sadrazamlar yönetimde sivrilmeye başlamıştır. 7 ve 14 gibi küçük yaşlarda bazı padişahlar tahta geçince, devlet yönetimi duraksamaya başladı. Bu durumdan hareketle kadınlar devreye girdi, eğlence, zevk ve sefa arttı. Yöneticiler çalışmıyor, hiçbir işe karışmıyorlardı. Seferlere çıkılmıyor, ilerleme kaydedilmiyordu. Böyle olunca Yeniçeriler sultanlara saygı göstermemeye başlamıştı. Daha da ileri gidilerek Yeniçeriler II. Osman’ı tahttan indirerek öldürdüler. Yerine, işe yaramaz olan 1. Mustafa’yı getirdiler.

İç Anadolu Bölgesinin Bu Günü; Bölgemiz bu gün, ülkemizin başkenti olan Ankara’yı barındırmaktadır. Ankara siyasetin merkezi olup, ülke buradan yönetilmektedir. TBMM burada bulunmaktadır. Bakanlıklar ve Genel Müdürlüklerin çoğu burada bulunmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı dünya liderlerine ev sahipliği yapmaktadır. Gelişmiş bir ekonomiye sahip olup, çoğu ihtiyaçlara cevap verebilmektedir. Bölge’nin yalnızca Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile sınırı yoktur.

Doğal ve Kültürel Zenginlikleri;

Anıtkabir; Ankara ilimizin Çankaya ilçesinde bulunan Anıtkabir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yattığı yerdir. Her yıl 10 Kasım günü, yani ölüm yıldönümünde yurt içinden ve yurt dışından gelen binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir, Anıtkabir.

Harikalar Diyarı; Ankara’nın Sincan ilçesinde yapılan bu kentsel park, Avrupa’nın en büyük kentsel parklarından biri olma özelliğine sahiptir. Burada piknik alanları, masal diyarı, spor alanları, kültürel alanlar, gibi birçok faaliyetin yapılabileceği yerler mevcuttur.

Kapadokya; Nevşehir ilimizde bulunan bu yerde balonlarla gökyüzüne çıkabilir, yükseklerden aşağıyı seyredebilirsiniz.

Gümüşler Manastırı; Niğde ilimizde bulanan bu kayalara oyma manastırın Bizanslılar döneminde kalma olduğu söylenmektedir. Bu manastır 1973 yılında koruma altına alınmıştır.

Mevlana Müzesi ve Türbesi; Konya ilinde bulunan bu yer, büyük bir bahçe içinde yer almaktadır. Büyük bir şahsiyet ve hoşgörü insanı olan Mevlana Celâleddin-i Rumi burada yatmaktadır. “Gel! kim olursan ol, yine gel” sözüyle hoşgörü kapısının herkese açık olduğunu belirten Mevlana Celâlelddin-i Rumi’nin türbesini yer yıl binlerce kişi ziyaret etmektedir.

Divriği Ulu Cami; Sivas ilinde bulunup, şehrin en önemli tarihi yapısıdır. İslâm mimarisin baş eserlerinden biri olan bu yapıt, taş işçiliği ile baş döndüren bir eserdir. Dikdörtgen bir yapıya sahip olup, kapı ve sütunlarındaki işlemeler dikkat çekmektedir.

Erciyes Kayak Merkezi; Kayseri ilinde bulunan bu yer, sönmüş bir volkan dağının üzerinde bulunmaktadır. Bu kayak merkezi, Mart ayına kadar hizmet vermekte olup, görenler tarafından tekrar tekrar görülmek istenmektedir.

Balmumu Heykeller Müzesi; Eskişehir ilimizin Odunpazarı semtinde bulunan bu müze, bal mumundan canlı heykelleri yapılan birçok ünlü kişiyi barındırmaktadır. İlk balmumu müzesi 1835 yılında Londra’da açılmış olup, ülkemizde ise 2013 yılında açılmıştır. Ülkemizdeki bu müzede, 160’a yakın balmumu malzemesinden yapılmış olan, Mustafa Kemal Atatürk ve ailesi, spor alanında tanınmış ünlü isimler, yine ün yapmış artistler, kurtuluş savaşında kahramanlık göstermiş kişiler, dünyaca tanınan ünlü kişilerin canlı heykelleri bulunmaktadır. Bu müzede ücretli ve ücretsiz olmak üzere değişik fotoğraflar çekilmektedir.

Ihlara Vadisi; Aksaray’a bağlı Güzelyurt ilçesindedir, bu vadi. Hasan Dağın’dan çıkan lavların burada bir kanyon oluşturması ile var olmuştur.

Meke Gölü; Konya’nın Karapınar ilçesinde bulunmaktadır. Yağmur suları ve yer altı suları ile varlığını sürdürmektedir. Gölün içinde adalar bulunmaktadır. Bu adalar nazar boncuğu görselini andırmaktadır. Koruma altına alınan bu göl, gezip görülmesi gereken bir yerdir.

Gödet Kanyonu; Karaman iline bağlı olan bu yer doğal güzelliğiyle ve tarihi dokusuyla görenlerde, bir daha görme duygusu uyandırmaktadır. Bu kanyonun

çevresinde Hitit, Bizans ve Romalılara ait mezar, ev, gibi yapılar bulmak mümkündür.

Frigya Vadileri; Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar arasında bulunan bu yer bir dağlık yerleşimidir. M.Ö. 900-600 yıllarında Frigler tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Sultan Sazlığı Milli Parkı; Bu park Kayseri iline bağlıdır. Develi ilçesinin en alt kesiminde yer alıyor. İsmini, Osmanlılar zamanından almıştır. Bu zamanda burası avlak bir yer olduğu için bu isim konulmuştur. Osmanlı Padişahlarından IV. Murat, 3 aydan uzun bir süre burada kalmış, hayvanların yiyeceklerinin temini için uğraşmıştır. Afrika ile Avrupa arasında göç eden kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu yer, değişik türden kuşların beslenme, barınma, üreme, geçici yaşam oluşturma alanı olarak önemli bir yere sahip olup, Türkiye’nin ikinci büyük kuş cenneti olma özelliğine sahiptir. Burada 428 çeşit bitki türünün varlığı tespit edilmiş olup, bunlardan 48 tanesinin endemik olduğu belirtilmiştir.

Kapuzbaşı Şelâlesi; Dünyanın en uzun ikinci şelalesidir, Kapuzbaşı Şelalesi. Aladağ’dan beslenmektedir. Aladağ Milli Parkı sınırları içerisinde yer almaktadır. Ayrıca bölgede çıkan küçük sular da bulunmaktadır. Şelale başında çadır kurup konaklamak mümkündür.

Yorum Yap

    Yorum Yap